Efsane bilim kurgu: District 9

Henüz izlemediyseniz yazının içerisinde spoilerlar olabilir, o yüzden yazıyı filmi izledikten sonra okumanızı tavsiye ederim.

Bilim kurgudan hoşlanıyorsanız bütün işinizi bir kenara bırakıp izlemeniz gereken türden bir film District 9. Filmden mümkün olduğunda az bahsedip spoiler vermek istemiyorum; ama keşke ikinci bir film çıksa da izlesem diyorum bu filmi izlediğimden beri. Üzerinden seneler geçse de beni hâlâ ilk günkü gibi kendine hayran bırakan filmin yönetmeni Neill Blomkamp, ilk uzun metraj film deneyiminde böyle bir film yaparak çıtayı epeyce yükselti. Haliyle çektiği diğer filmleri bunun kadar beğenemesek de hepsi de kendi kategorisinde oldukça değerli filmler diyebiliriz.

District 9

District 9’da da söylendiği gibi bu sefer uzaylılar, New York, Washington ya da Chicago’ya değil bambaşka bir yere Johannesburg’a gelmişlerdi. Daha dün zencilerin aşağılandığı adeta insan görülmediği bir yer olan Johannesburg’un seçilmesi elbette çok da tesadüf değil. Neill Blomkamp, ilk uzun metrajlı filminde deri rengi ve ırk faşizmine oldukça farklı bir bakış açısıyla değinmiş.

Filmdeki baş karakter, bir gün uzaylılardan tiksinirken ve onların yaşamına biraz olsun değer vermezken ertesi gün bir istenmeyene, ötekiye yani uzaylıya dönüşmeye başlamıştır. Kahramanımız zamanla tiksindiği yaratıklardan birine benzemeye başlayınca toplum tarafından dışlananlardan biri olur. İnsanın kendi düşmanını kendisinin yarattığını gösteren bu filmde ezilen halkın, yani uzaylıların intikam almasını istedim. Çünkü böyle büyümüştük. Hollywood filmlerinde, animelerde, kitaplarda her yerde gerçek dışında her yerde bir intikam alınıp izleyici rahatlatılırdı. İşte bu nedenle filmin ikincisi çıksın diye bekledim. Çünkü film çok fazla bizdendi. Dünyanın tüm güzelliğine rağmen insanlığın iğrençliği, rahat yaşayabilmek için tek yolu olan görmezden gelmesinde saklı. Eğer görmezden gelmeseydik, kozmetik için işkence gören hayvanları, açlıktan ve hastalıktan ölüme terk edilen halkları, kârında düşme olmasın diye hiv virüslü çocuk haplarını piyasaya süren dünyaca ünlü ilaç şirketlerini, kendi terörünü yaratan ve halkını ezen ülkeler gibi pek çok şeyin sürekli farkında olacaktık. Belki de sonunda sinirlerimize hakim olamayıp bu sistemi çeviren 3 – 5 adamı öyle bir dövecektik ki insanlığın doğası dediğimiz bu iğrenç olgudan sıyrılıp aydınlanmış bir elf toplumu yaratacaktık; ama durum böyle değildi. İnsan kendi başına gelmedikçe ses çıkarmamaya devam ediyor ve hep böyle olacak gibi gözüküyor.

İnsanoğlunun sahip olduğu karakter nedeniyle, uzaylılarla karşılaşması sırasında uzaylılar tarafından işgal edilen yakılıp yıkılan bir dünya yoktu. İnsanlığın iğrençliği karşısında ezilip, katledilen uzaylılar vardı. Neill Blomkamp bu anlamda bize insanlığımızı bir ayna gibi yansıtıyor. Saol Neill iyi ki varsın. Bize iğrençliğimizi bir kere daha hatırlattın.

 

Yazan: Alper Uygun

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s